Fatma Açık. Hurşid Devran’ın “Emir Timur’un Oğlunun Ölümü Hakkında Rivayat” Adlı Hikâyesinin Üslup Açısından İncelenmesi

022
Hurşid Devran, doksanlı yıllardan itibaren tarihi şahsiyetleri ve yaptıklarını anlatan eserler kaleme almıştır. Bunlar arasında; Sahipkıran Emir Timur, Bibihanım Kıssası yaki Tügemegen Destan (1990), Semerkant Hayali (1989), Sahipkıran Nebiresi (1995), Şehitler Şahı yaki Şeyh Kübra Tüşleri (1998) yer alır. Semerkant’ta Emir Timur’un 660., Uluğbey’in 600. yılı ve Buhara ve Hive’nin 2500. yılı münasebetiyle 21 bölümden ibaret “Temurnoma” videofilmi ve ‘Buhara-yı Şerif (2 bölüm) filminin senerastliğini yaptı.
Bu makalede Hurşid Devran’ın “Emir Timur’un Oğlunun Ölümü Hakkın- da Rivayet” adlı eseri tahlil edilmiştir.

07
Hurşid Devran’ın “Emir Timur’un Oğlunun Ölümü Hakkında Rivayat”
Adlı Hikâyesinin Üslup Açısından İncelenmesi

Doç. Dr. Fatma Açık
Doç. Dr., Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi

011

068 Doğum Yeri:Ankara. Lisans: Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü. Yüksek Lisans: Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türkçenin Eğitimi ve Öğretimi Anabilim Dalı «Özbekistan’dan Eğitim ve Öğretim Amacıyla Türkiye’ye Gelen Öğrencilerin Dil Kültür-Uyum Problemleri ve Çözüm Teklifleri», 1996 Danışman: Prof. Dr. Abdurahman Güzel. Doktora: Mirza Uluğbek Namındaki Taşkent Devlet Üniversitesi Özbek Filologiya Fakültesi Milli Uyganış Kafedrası «Yaş Türkistan Dergisinin Özbek Edebiyatını Öğrenmedeki Yeri», 2001Danışman: Prof. Dr. Begali Kasımov . İş Deneyimi: 1990-1996 yıllarında Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı liselerde öğretmenlik, 1997-1999 yıllarında Taşkent Cihan Dilleri Üniversitesi Tercümanlık Fakültesi’nde Türkçe okutmanlığı, 2001–2002 yıllarında GÜ. FEF. Çağdaş Türk Lehçeleri Bölümü’nde okutmanlık, 2002-2006 yılları arasında Gazi Üniversitesi, TÖMER’de okutmanlık , 2006 -2009 yılları arasında GEF. Türkçe Eğitimi Bölümü’nde Yrd. Doç. Dr. unvanı ile öğretim üyesi olarak görev yaptım. 2008 yılında doçent unvanını aldım. 2009 yılından itibaren Rektörlük okutmanı olarak Türk Dili Bölümü’nde görev yapmaktayım.İlgi Alanları: Türk Soylulara Türkçenin Eğitimi Öğretimi Yabancılara Türkçenin Eğitimi Öğretimi Türkistan’ın Sosyal Siyasi Durumu Yaşayan Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Özbek Dili ve Edebiyatı Yazılı — Sözlü Anlatım Etkili İletişim

011

ÖZET

Altmışlı-seksenli yıllar Özbek edebiyatının gelişimine özgü önemli bir nokta “geçmiş”tir. Adil Yakubov, Pirimkul Kadirov, Askad Muhtar, Ötkir Haşimov gibi yazarlar tarihî olaylar ve şahsiyetler hakkında yazma eğilimine kapıldılar. Bunun sonucu olarak Türk tarihinde önemli rol oynamış isimlerle ilgili birçok roman, şiir ve hikâye yazıldı. Bunlar arasında Şeyhzade’nin “Mirza Uluğbek”; Yakupov’un “Uluğbek Hazinesi”, Kadirov’un “Yılduzlı Tünler”, “Babür”; Mirmuhsin’in “Me’mar”, “Timurmelik”; Muhtar’ın “Buhara’nın Cinköçeleri”; Tohtabaev’in “Kasaskarnıng Altın Başı”, Aybek’in, “Nevai”, Kariev’in “İbni Sina”, Mirsaidov’un “Timur Melik” ve “Turan Melikesi” ilk akla gelen eserlerdir.
 Bağımsızlık sonrasında tarihe yeni bir gözle bakma ve yazma süreci içerisinde Emir Timur önemli bir yer tutmaktadır. Pirimkul Kadirov, Böribay Ahmedov, Abdurauf Fıtrat, Abdulla Aripov, Töre Mirza,Hurşid Devran ve Naim Gayibov’un eserlerinde Emir Timur tema olarak ele alınmıştır.

ABSTRACT

Years of 60 and 80 are important times in the development of Uzbek literature. The important subject in the literature of that time is “history”. The expert on literature such as, Adil Yakubov, Pirimkul Kadirov, Askad Muhtar, and Ötkir Haşimov examined historical facts and historical heroes and tried to write about them. In the Uzbek literature, so many novels, poem and stories were written about the people who had special role in Turkish History. For example, “Mirza Uluğbek” by Şeyhzade; “Uluğbek Hazinesi” by Yakupov, “Yılduzlı Tünler” and “Babür” by Kadirov; “Me’mar” and “Temirmelik” by Mirmuhsin; “Buhara’nın Cinköçeleri” by Muhtar; “Kasaskarnıng Altın Başı” by Tohtabaev;“Nevai” by Aybek; “İbni Sina” by Kariev, “Temur Melik” and “Turan Melikesi” by Mirsaidov were about historical stories and people.
 After independence of had a different view to the history. During this process, Emir Timur was very important. He was subject of lots of poem, stories and novel of Uzbek literature. We can give some examples : Pirimkul Kadirov, Böribay Ahmedov Fıtrat, Abdulla Aripov, Töre Mirza,  Hurşid Devran, Naim Gayibov.

011
 Özbek Edebiyatı’nda Emir Timur: Daha önceleri destanların bir devamı gibi, tarihin şanlı sayfalarının ve yiğitlerinin anlatıldığı popüler tarih hikâye, roman yazarlığı gazete ve edebi dergilerdeki tefrikalarla devam etmiş ve çok sayıda eser ortaya çıkmıştır. Özbek edebiyatında Türk tarihinde önemli rol oy- namış isimlerle ilgili kaleme alınmış roman, şiir ve hikâyelerden bazıları şun- lardır: Maksud Şeyhzade’nin “Mirza Uluğbek”; Adil Yakupov’un “Er Başıga İş Tüşse” (İbni Sina), “Uluğbek Hazinesi” ve “Köhne Dünya” (Birûnî ve İbni Si- na), Pirimkul Kadirov’un “Yılduzlı Tünler”, “Babür”; Aksad Muhtar’ın “Buha- ra’nın Cinköçeleri” (Buhara’nın Küçük Sokakları); H. Tohtabaev’in “Kasaskarnın Altın Başı”, Aybek’in, “Nevai”, Maksud Kariev’in “İbni Sina”, Mirmuhsin Mirsaidov’un “Me’mar”, “Timur Melik” ve “Turan Melikesi” adlı romanlarında, Uygun ve İzzet Sultan’ın “Alişer Nevai”, Hamid Alimcan’ın “Mukanna”, Maksud Şeyhzade’nin “Celaleddin Mengüberdi” piyeslerinde, Mirkerim Asım’ın “Astrabad”, “Alişer Nevayi ve Dervişali”, Nevai’nin Hisletleri”, Uluğbek ve Nevai”, “Ceyhun Üstinde Bulutlar” (Biruni), “İbni Sina Kıssası” adlı hikâyelerinde tarihî şahsiyetler ve konular işlenmiştir.

Bağımsızlık sonrasında Özbekistan’ın siyasi ve sosyal hayatında yaşanan değişimlerin yanında tarihe yeni bir gözle bakma ve yazma süreci başlatılmıştır. Bu süreç içerisinde Emir Timur önemli bir yer tutmaktadır. Özbeklerin atası olarak cadde ve sokaklara, okullara adı verilen, heykelleri dikilen Emir Timur, Özbek edebiyatında şiir, hikâye ve romanlara da konu olmuştur. Pirimkul Kadirov’un “Emir Timur Siması”, Böribay Ahmedov’un “Emir Timur” romanı, Abdulrauf Fıtrat’ın “Timur Saganası” adlı tiyatro eseri, Abdulla Aripov’un “Sahipkıran” manzum draması, Töre Mirza’nın “Sahipkıran Timur” destanı; Şerali Jorayev’in “Sahipkıran” şiiri, Hurşid Devran’ın “Sahipkıran Emir Timur”, “Sohibqiron Nabirasi “Emir Timur’un Oğlunun Ölümü Hakkında Rivayet”, hikâyeleri ve “Timurname” videofilmi, Naim Gayibov’un “Emir Timur Devri Maneviyatı”, Salahiddin Taşkendi’nin “Timurname” adlı incelemeleri bunlar arasında sayılabilir.

Hurşid Devran, doksanlı yıllardan itibaren tarihi şahsiyetleri ve yaptıklarını anlatan eserler kaleme almıştır. Bunlar arasında; Sahipkıran Emir Timur, Bibihanım Kıssası yaki Tügemegen Destan (1990), Semerkant Hayali (1989), Sahipkıran Nebiresi (1995), Şehitler Şahı yaki Şeyh Kübra Tüşleri (1998) yer alır. Semerkant’ta Emir Timur’un 660., Uluğbey’in 600. yılı ve Buhara ve Hive’nin 2500. yılı münasebetiyle 21 bölümden ibaret “Temurnoma” videofilmi ve ‘Buhara-yı Şerif (2 bölüm) filminin senerastliğini yaptı.
Bu makalede Hurşid Devran’ın “Emir Timur’un Oğlunun Ölümü Hakkın- da Rivayet” adlı eseri tahlil edilmiştir.

Metnin İncelenmesi

a) Konu: Bağımsızlık sonrası Özbek edebiyatı bazı temalar etrafında dön- mektedir. Bu temaların başında tarihi olaylar ve şahsiyetler yer alır. Yeni Özbek Edebiyatı’nın oluşum aşamasında yazılmaya başlanan Ekim Devrimi ile yasak- lanan ve II. Dünya Savaşı döneminde izin verilen tarih ve tarihi şahsiyetler, sa- vaş sonrası yeniden yasaklanmıştır. Bağımsızlığın ilanıyla özellikle Timuriler Dönemi ve Emir Timur hakkında yazılan hikâyelerden biri olan “Emir Ti- mur’un Oğlunun Ölümü Hakkında Rivayet”in konusu kısaca şöyledir:

Konusu gerçek hayattan alınmış hikâye, Emir Timur’un Hindistan’ı alma isteğini beyleriyle müzakere ettiği sahne ile başlar. Sefer kararının ardından yola çıkan Emir Timur ve askerleri öncelikle sık sık ayaklanarak sorun çıkaran Afgan kabilelerini kendilerine tabi kılma zorunluluğunu doğurur. Afgan kabi- lelerinin elinde bulunan ve alınması çok zor olan kaleyi içerden birinin yardımı ile Timur ve askerleri fetheder. Kaleye yerleşen Timur öncelikle komutanına ve halkına ihanet eden kişiyi ve kale kumandanını idam ettirir. Bir müddet sonra, kaleye oğlu Şahruh’u ve bir grup askeri bırakarak yola devam kararı alınır. Hindistan yolunda ilerlemeye devam eden Timur, kaleden gelen habercinin sözleri üzerine geri döner. Şiddetli bir çarpışmanın ardından kale yeniden zapt edilir. Ama Timur, tüm aramalara rağmen oğlunun ölüsünü de dirisini de bu- lamaz. Hikâye, Timur’un kaleyi yerle bir etme emrinin yerine getirilmesiyle son bulur.

b) Hikâyenin Tematik Yapısı: “Emir Timur’un Oğlunun Ölümü Hakkında Rivayet” hikâyesi, toplam 196 paragraf, 7910 kelime ve yirmi sayfadan oluş- maktadır. Metnin dil özellikleri üzerinde burada durulmayacaktır. Hikâyede olaylar genel olarak yazarın ağzından anlatılmış bazen de kahramanlar karşılık- lı diyalog içine sokularak verilmiştir.

“Kışla ile baharın savaşı- gecelerin birinde ben size Emir Timur hakkında söylenen efsanelerden birini aktarmak için kalemi elime aldım. Bu efsaneyi anlatanlar ona ne ad verdi bilmiyorum, ben ona “Emir Timur’un Oğlunun Ölümü Hakkında Rivayet” adını verdim.” (Devran: s.1) cümleleriyle yazar, hikâyesini kendi dilinden anlatmaya başlamıştır. Hurşid Devran Afganistanlı öğrenciler arasında anlatıla gelen bir

efsaneden yola çıkarak bu hikâyeyi kaleme almasından dolayı halk hikâye anla- tı geleneği tarzında bir üslup kullanmıştır.

Aynı gelenek kaynaklı okuyucuya bilgi vermek gayesi ile; “Efsaneyi anlat- madan önce, iki konu hakkında az da olsa durmam lazım. Öncelikle “efsane ne demek?”, sorusuna cevap vermem gerek.” (Devran: s.1) diyerek “efsane” kelimesinin anla- mını Özbekçenin İzahlı Lügati’nden alıntılar yaparak aktarmış, ayrıca İngiliz yazar Chesterton ve Nikolay Berdyayev’in fikirleri ile “tarihin efsaneden iba- ret” olduğu tezini güçlendirmiştir.

Yazar hikâyenin başında ikinci bir meseleye açıklık getirme ihtiyacı ile Ti- mur ve onun dört oğlunun doğum, ölüm tarihlerini vermekte; “Tarihi kaynaklara göre, Emir Timur’un dört oğlu vardır. Adları: Cihangir Mirza (1356-1376), Ömerşah Mirza (1356-1394), Miranşah Mirza (1367-1408) ve Şahruh Mirza (1377-1447). Şu da bir gerçek ki Büyük Emir Timur yaşadığı dönemde, onun oğullarından yalnız Ömerşah Mirza 1394 kışında Şam savaşı sırasında, Harmatu Kalesi önünde dar bir derede okla vurulup öldüğü hakkında tarihi belgeler var. Büyük oğlu Cihangir Mirza eceliyle 20 yaşındayken ölmüş. Emir Timur’un ölümünden üç yıl sonra, 1408 baharında ortanca oğlu Miranşah Mirza, Kara Yusuf Türkmen ile yapılan savaşlardan birinde, Tebriz yakınlarında öldürülmüştür.” (Devran: s.2) Bu bilgi hikâyede bahsi geçen çocuğun aslında mevcut olmadığını yani anlatılan hikâyenin bir efsaneden ibaret olduğu vurgulanmıştır.

Yazarın romanda kullandığı iç çözümleme tekniğine hikâyenin ilk paragra- fından itibaren sık sık rastlamaktayız. Hurşid Devran, tasvir edici anlatımında ayrıntılı fiziksel ve psikolojik çözümlemelere girmemiştir. Fakat başarılı iç ko- nuşma örnekleri sunmuştur;

“Emir Timur küçük oğlunun sözlerini dinlerken, bir an son dönemlerde kalbini sı- kıştıran veliaht endişesini düşündü. Dört oğlundan ikisi vakitsiz öldü. Şahruh böyle, Miranşah ise, düşünmeden iş yapanlar taifesinden. Sarhoş olup attan düştüğünde kafa- sı iyice bozuldu ve yanlışları ziyadesiyle arttı. Sevgili gelini Hanzade Begüm yakınlarda kocasının zulmüne dayanamayıp, şikâyete gelmişti. Miranşah veliahdı olursa memleket onun elinde viran olurdu. Buna asla izin veremezdi. Düşüncesiz oğlunu cezalandırma- yı aklına koyan Sahipkıran bunu Hindistan seferi sonrasına bırakmaya mecbur kaldı.

Emir Temur yavaşça Pirmuhammed Cihangir’e baktı. Evet, bu torunu istediği gibi cesur bir delikanlı olarak yetişti. Görünüşü de tıpkı dedesi gibiydi. Boylu poslu, geniş omuzlu, yuvarlak yüzlü. Ya kaşları? Kalın kaşlı, kılıç gibi parlak gözleri var. Karakteri de dedesine benziyor, ne düşmandan ne de ölümden korkuyor. Bazen Sahipkıran “Allah

beni ben hayattayken yeniden mi yarattı?!” Torununun yalnız bir özelliğini beğenmi- yordu ”. (Devran: s.4)

Hikâyede dikkati çeken noktalardan biri yazarın, üçüncü tekil kişi anlatı- mın (o-anlatım); “O anda telaşla içeri habercilerden biri girdi. Yüzü korku doluydu. O, söze nereden başlayacağını bilmez halde Sahipkıran’ın karşısına geldi. Diz çöktü.” (Devran: s.8) yanı sıra birinci tekil kişi (ben anlatım) anlatım biçimini¸ ”Ben sizi saltanatımın temel taşları olarak gördüm, bunu hiçbir zaman unutmadım. Sizse unut- tunuz: sebebi nedir? Siz bilmiyorsanız da ben iyi biliyorum. Durgun su pislik tutar, akarsu pislik tutmaz. İşleyen demir ışıldar”. (Devran: s.5) bir arada kullanmasıdır.

Anlatıcının anlatmak istediği konuyu üç farklı konumdan aktarma imkânı vardır: Tanrısal (auktorial), yansız (neutral) ve kişisel (personal). Hurşid Dev- ran’ın bu hikâyede tanrısal anlatım konumunu tercih ettiği görülür. Devran’ın iki anlatım açısı vardır: İçe bakış ve dıştan bakış. İçmonolog çağdaş romanda bilinç akımı ile bir arada uygulanmaktadır ki roman figürlerinin aklından, gön- lünden geçenleri, çağrışım ve ruh hali gerçeğiyle bağlantılı olarak zaman ve mekân kategorilerinin iç içeliği ilkesiyle yansıtmaktadır. Yaşanmakta olanı yan- sıtmada söz, anlatıcınındır, yani o anlatır, ama kendi açısından değil figürünün açısından: “O bir zamanlar, yeni hükümdar olduğu dönemlerde hocasının gönderdiği mektuptaki mübarek sözleri hatırladı: “Memleket küfür içinde ayakta kalabilir ama zu- lüm içinde ayakta kalması mümkün değil”. Tabii, ondan merhamet dilemek yerine ölü- mü sessizce bekleyen birini öldürmek zulüm mü değil mi! elbette zulüm!” diye sorusu- na kendisi cevap verdi Sahipkıran. Fakat şu da unutulmamalı ki, Kutvol genç olmasına rağmen zalim olmayı seçti.” (Devran: s.13)

c) Çözümleme: Bu hikâyeyi tahlil edebilmek için yakın tarihi iyi bilmek ge- rekir. Özbekistan’da bağımsızlığın ilanını takip eden süreci tam olarak anlama- dan yazarın bakış açısını, hikâyenin siyasi, sosyal, hatta psikolojik sebeplerini anlamamız oldukça zordur. Sovyet dönemi Özbek edebiyatında çoğu zaman yerli halkın geçmişini, millî, dinî geleneklerini küçümseyen, tenkit eden eserler yazılmıştır. Oysa her milletin varlığı ile gurur duyması, ona değer vermesi, ifti- har etmesi gerekir. Ancak bu yolla diğer milletlerle eşit seviyede olunabilir. Sovyetler döneminde Özbek yazarlar bir yandan aslî görevlerini yerine getirir- ken, yani Parti’nin istekleri doğrultusunda eserler verirken diğer yandan da tarihî olaylar ve şahsiyetleri konu aldıkları romanlar, şiirler ve hikâyelerle yeni nesilleri bir takım değerlerden haberdar etmeye çalışmışlardır. Sovyetler Birli- ği’nin dağılmasıyla birlikte, edebiyata Ellili- Altmışlı yıllarda giren nesil daha millî ruhta eserler verme imkânına kavuşmuştur. Yeni yazar ve şairler isimleri unutturulmaya ya da karalanmaya çalışılan, yönetimde Timurların,

Şeybanilerin; ilimde İbni Sinaların, Farabilerin; eğitimde Ali Kuşçuların, Uluğbeklerin ananelerini, onların vasiyet ettiği hayat tarzını yeniden canlan- dırmakla işe başlamışlardır. Bu yolda kendilerine öncelikle “Biz kimiz?” soru- sunu yöneltmişler ve cevap olarak “Emir Timur”u bulmuşlardır.

Bu doğrultuda Hurşid Devran’ın da 1995 yılında Şark Neşriyatı tarafından yayınlanan hikâyesinin konusu “Timuriler Tarihi”nden alınmıştır. Hikâyede, Afganistan coğrafyasında yaygın bir şekilde anlatıla gelen Timur ve Hindistan seferiyle ilgili efsaneden geniş olarak faydalanılmıştır. Yazar, bu efsaneyi ken- dinden de bazı şeyler katarak işlemiştir. Anlatış tarzı ve vermiş olduğu ayrıntı- lardan da anlaşıldığı üzere yazar gerçekçi olmaya özen göstermiştir. “Eğer, “ef- sane” sözünü açıklayın deseler, ben işte şunu söylerdim. Zira hayali ya da uydurma efsane de aslında yaşamış olduğu bilinen, belli bir tarihi şahsiyetin hayatıyla bağlantılı- dır. Babil Kulesi’nin kurulması, Nuh Tufanı ya da Semerkant’taki Şah-ı zinde’nin me- zarı etrafında oluşan efsanelerin temelinde tarihi belgeler – hakikatler yatmaktadır. Bu- nun için çok eskiden kalma eserlerimiz şu cümleyle başlar: “Bu hikâye efsaneye dönüş- müş olsa da, gerçeklerden uzak değildir”. (Devran: s.1)

“Emir Timur’un Oğlunun Ölümü Hakkında Rivayet” adlı hikâyenin teknik yapısı alışılmış ve tanımlanmış batı tipi hikâye anlayışından farklıdır. Okuyu- cuyu sanal bir dünyaya götürerek o dünyada yaşatmaktan çok, bu sanal dün- yadan çıkarıp onunla sohbet etmeyi seçmiştir, yazar. Gelenekle yeni tür olarak edebiyatımıza giren hikâyenin bir sentezini yapmıştır. Türk halk nesrinin ana unsurlarından olan açık cümleler, kısa ve kendine has akıcılık içindedir. Yaza- rın üslubunda akıcılığı sağlamak için kullandığı tekrarlar ve secilerin mananın önüne geçerek onu sanata feda ettirmediği görülür. Bazen öğüt bazen sohbet ve bir hikâye ediş söz konusudur. Yer yer son derece mizahi unsurlar yerleştiril- miş, tip ve karakter tenkitleri yapılmıştır ki bu bölümler sayesinde “Emir Ti- mur’un Oğlunun Ölümü Hakkında Rivayet” adlı eser tiyatro sahnesinde de canlandırılabilir bir özellik kazanmıştır.

“O, gayet rahat konuşmakta ama kaşlarının şeklinden, gözlerindeki ateşin daha da güçlendiğini anlayan Beyler, Sahipkıran’ın içinde ne kadar güçlü tufanlar estiğini an- ladılar.
-Çoğunluk bu iş konusunda şüphe duyuyorsa, yola çıkmayalım. Şüphe yalnız aklı değil, gönüldeki ateşi de söndürür. Gelin, Allah’a müracaat edelim. Hindistan toprakla- rına seferimizle ilgili istihare yapalım. Emir Timur yanında duran Kur’an-ı Kerim’i eline aldı. – Allah ne emrederse onu yapalım.
Meclistekiler onun bu teklifini kabul ettiler. Sahipkıran, Kur’an-ı Kerim’i önündeki rahleye koydu, derin bir nefes aldı, sonra yüksek sesle tekrarladı:
-“Ey Resullalah, kâfirlere ve münafıklara gazap et.”
Emir Timur, bir köşede durmakta olan Mevlana Fahreddin’e baktı. Mevlana, Sa- hipkıran’ın ne istediğini anladı, yavaşça yerinden kalktı, ayetin anlamını açıkladı. Bey- ler, Mevlana’nın açıklamasını dinledikten sonra, başlarını eğik, sessizce beklediler
-Evet,- dedi Emir Timur.
Fakat beyler fikirlerini söylemek için acele etmiyorlardı. Bunun üzerine Sahipkıran kızgınlığını gizleyemedi.
-Efendiler, neden susuyorsunuz? Allah’ın emirleri sizin hoşunuza gitmedi mi?..
(Devran: s.5)

Yazar, bir olaydan çıkarılacak ders ve tecrübeleri anlatmak için Türk nesri- ne has, göstererek anlatmak üslubunu kullanmış yani olayı anlatmayı ve daha sonra, ona dayanan hükümleri okuyucuya vermeyi seçmiştir. Bugün modern pedagojide audio-visual eğitim tekniği de bu dramatizasyona dayanmaktadır. Böylece gelenekle, batı üslubu birleştirilmiştir.

Sonuç: Dikkate değer olan nokta son dönem Özbek yazarlarının çoğunun Türkistan tarihine Ceditçilerin (yirminci asır başlarında Özbek edebiyatında görünen edebi, fikri akım) gözüyle bakmaları ve onda buldukları milli değerleri çağdaş bir şekil ve üslup içinde işlemeleridir.

Yazar, ideolojik bir perspektiften kaynaklansa da tarihî konularda yazarak millî hisleri uyandırmaya ve millî değerleri yüceltmeye çalışmıştır. Toplumcu bir yaklaşımla millî konular, yerli yaşama yönelme ilkeleri ve sözlü gelenekten gelen halk edebiyatını yeniden değerlendirme fikri yazarın başarılı olmasında etkili olmuştur. Hurşid Devran, Özbekistan tarihinin gurur sayfalarını ve olay- larını kendisinden sonraki nesillere aktaran etkili yazarlardan biri olarak Özbek edebiyatında yerini almıştır. ©

KAYNAKLAR:

Aytaç, Gürsel (2002), Çağdaş Türk Romanları Üzerine İncelemeler, 2. Baskı, İstanbul, Gündoğan Yayınları.
Aktaş, Şerif (1984), Roman Sanatı ve Roman İncelemesine Giriş, Ankara, Birlik Yayınla- rı.
Abdurahmanov, G.- Mamacanov, S. (1995), Özbek Tili ve Edebiyatı, Taşkent, Özbekis- tan.
Devran, Hurşid (1995), Sahibkıran Nebiresi, Taşkent, Şark Neşriyatı. Kaplan, Mehmet (1984), Hikâye Tahlilleri, İstanbul, Dergâh Yayınları. Mirvaliev, Sabir (1993), Özbek Edibleri, Taşkent:,“Fen” Neşriyatı.
Mirvaliev, Sabir (2000), Özbek Edibleri XX. Asır Özbek Edebiyatı, Taşkent, Yazuvçı.
Mirzaev, S.- Daniyarov, H. (1969), Özbek Sovet Edebiyatı, Taşkent, Okutuvçı.
Özbek Edebiyatı Meseleleri (1959,. Edebi Tenkidi Makaleler Toplamı, Taşkent, ÖzSSR Devlet Bedii Edebiyat Neşriyatı.
www.literature.uz/uzbek/poetsu (10.04.2009)

* Doç. Dr.Fatma Açık — Gazi Üniversitesi Türk Dili Bölümü

04

(Tashriflar: umumiy 137, bugungi 1)

3 izoh

  1. Hurşid Devran, özbekçe. Xurshid Davron , eng. Khurshid Davron , rus. Хуршид Даврон — Özbek şairi,yazari,tarihçisi, çevirmeni, tiyatro oyun yazarı, gazeteci, senarist. Özbekistan Parlamentosu (Oliy Majlis) Üyesi. Özbekistan Halk Şairi Unvanı (1999). Uluslararası Mahmud Kâşgarı (Kâşgarlı Mahmud) Ödülü sahibi (1989). Türkçe’enin Uluslararası 1 Şiir Şöleninin Üyesi (Bursa-Konya.,Mayis,1992). Uluslararası Altın Kalem Ödülü sahibi (2009).

    Devami

  2. kh — davron.uz harika . Benim parmakfikirleriideal bir tüm bilgi her zaman var. Teşekkür vemükemmel iş tutmak ! Size 2014 yılında tümdiliyoruz !

Izoh qoldiring