Baymirza Hayit. Türkistan Nedir?

boymirza hayit

     Baymirza Hayit, Özbekistan’ın Fergana vadisi, Naman-gan vilayetinin,Yargorgan köyünde 17 Aralık 1917’de doğdu. Özbek Türklerinden olan Baymirzanın annesinin adı Rabiya,baba adı Hayit Mirza Mahmutmirzaoğlu’dur.

1923’lü yıllarda Baymirzanın ilk eğitim hayatı mahalle mektebinde din eğitimiyle başlar. Bir yıl sonra Cedit Mektebine yazılan Hayit, Okulun dördüncü sınıfından Namangan Vilayeti Talim Terbiye Teknikleri Okuluna geçir. Yazmaya ve okumaya son derece meraklı olan Hayit ilk yazılarını okulun duvar gazetesi olan «Bizim Fikir» de neşreder. Okuldaki sosyal faaliyetlerde devamlı olarak göze batan Baymirza, kısa bir zaman içerisinde Türkistan milliyetçi aydınlarından olan Süleyman Çolpan, Gafur Gulam, Safizade ve Refik Mümin’le tanışır. Ceditçi ve Türkbirlikçi aydınların, toplandığı Çınaraltı kahve muhitinde Usta-Çırak usulüne göre Hayit edebiyat ve Musiki sohbetlerine katılır. Çınaraltı muhiti, Hayit’ in daha sonraki yıllarını ma-nalandıracak olan tarih ve millet şuuru almasının yanında yol, yordam, usûl, erkân öğreten ikinci bir okul vazifesini görmüştür.
1933 yılı Sovyetler Birliği için çok mühim bir yıldır.Çünkü bu yıllar da Türk kasabı Stalin’in ortaya çıktığı yıllardır.
1943’te kazanmış olduğu yüksek okul imtihanı ile önce Andican vilayeti Sulama (Ziraat) Okuluna, ardından Hokand vilâyetindeki Tıp Fakültesine girse de, bu okullara bir türlü ısınamamıştır. Bu okulları bırakıp, Türkistan Sovyet Muhtar Cumhuriyeti’nin 1920-1921 yılları arasında Savunma Bakanlığı yapmış Ustubayev vasıtasıyla Taşkent Üniversitesi’nin Tarih Fakültesi’ne kaydolur.
02Hayit Taşkent Üniversitesinin Tarih bölümünden 1937’de mezun olur. Okul yılları boyunca, yaz tatillerinde kolhozlarda çalışırken, Stalin diktasının en acı örnekleriyle karşılaşır. Hayit’ in yetişmesinde önemli rolleri olan Özbekistan Milli İttihat Partisi Başkanı Feyzullah Hocayev, Özbekistan Komünist Partisi Sekreteri Ekmel İkram, büyük şairlerden Abdülraif Fıtrat ve Süleyman Çolpan gibi tanınmış simalar ve öğretmenler Stalin rejimi tarafından tamamen temizlendiğinden, okullarda eğitim verecek öğretmen kalmadı. Sovyet hükümeti yüksek okullarda okuyan öğrencilerin hızlandırılmış eğitime tabi tutup nizami eğitim enstitüsü’nde üç aylık kurs sonunda öğretmen olarak görevlendirmektedir. Bu yoldan Enstitü’yü başarıyla bitiren Hayit, önce Turokargan rayonunda, ardından Sir-Derya boyunda Camacoy ve Sayram köy okullarında öğretmenlik yapıp ardından Rayun(Kaza) maarif müdürlüğüne tayin edilir. Bu arada Taşkent’e gidip üniversitedeki imtihanlarına girer. 30 Ekim 1939’da yüksek dereceyle Taşkent Üniversitesini bitirdiğinde,Hayıt’ı 2.Dünya harbi-ne çağırırlar. NKVD’ nin gözdağı vermek için tutuklamalara başlaması üzerine, Lenin’in karısı Nadya Krupskaya’ya mektup yazar. Fakat bu durumu değiştirmez.
Cepheye gitmeden on beş gün önce annesinin ısrarıyla Tohtahan adında bir kızla evlenir. Hayit, bir daha eşini göre-mediği gibi, ondan olan çocuğunu da tam elli iki yıl sonra görebilir. 23 Aralık 1939′ da Namangan’dan yola çıkan Hayit, okul tatillerinde Sovyet sistemine göre askerlik eğitimi almış olduğundan Kızıl ordu’ ya Teğmen rütbesiyle katılır. Polonya cephesinde Çijov şehrine gelir. Savaş içinde Tankçı sınıfı kursuna tabi tutulur. Polonya cephesinde savaşa katılır. Almanlarla yapılan savaş esnasında Beyaz Rusya’nın Slutsk şehri yakınlarında (1941’de) Almanlara esir düşer. Alman esir kamplarında uzun ve son derece ağır şartlar altında ölümü beklediği günlerde, Türkistan’ın Türkçülerinden olup 1920’lerde Rusya’dan kaçıp, Paris’e yerleşen Mus-tafa Çokay’ ın yardımıyla kamplardan kurtulur.

Almanların ,Ruslara karşı kurduğu Türkistan lejyonunda görev alan Hayit, Almanların teslim olmasıyla, müttefik kuvvetlerin Stalin’le anlaşmaları gereği birkaç kere daha ölümden kıl payı kurtularak, savaş sonrası Almanya’ya yerleşir.

1947’de Münster/ Westfalen Üniversitesinin Felse-fe Fakültesine yazılan Hayit, bundan böyle hayatını vakfedeceği Sovyet araştırmalarıyla, Sovyetler Birliği içindeki Türk halklarının siyasi, tarihi ve dini meseleleri üzerine çalışmaya başlayacaktır. 1950’de parlak bir dereceyle, hazırlanmış olduğu Türkistan (Hokand ve Alaş urdu) Milli hükümetleri adlı teziyle Felsefe doktoru unvanını kazanır.
1950’de Alman Ruth hanımla evlenen Hayıt’ın bu evlilikten Ertay ve Mirza adında iki oğlu Dilber adında bir kızı ayrıca Özbekistan ‘da evlendiği ilk eşinden olma Bekmirza adında bir oğlu vardır.
Türkistan milli mücadele hareketi önderlerinden olan Dr. Baymirza Hayit 31 Ekim 2006 tarihinde yaşamını sürdürmüş olduğu Köln şehrinin Porz hastahanesinde vefat etti.
Türkistan davasının savunucularından, Sovyetler Birliği rejim muhalifi Dr. Baymirza Hayit, Almanya’nın Köln kentindeki Merheim Askeri mezarlığında 07.11.2006 Salı günü İslami törenle toprağa verildi.

Kitaplar

“Die Nationalen Regierungen von Kokand und der Alasch Orda.” Ph.D. thesis for University of Münster, Munich, 1950.
“Sowjetrußische Orientpolitik am Beispiel Turkestan.” Köln-Berlin: Kiepenhauer & Witsch, 1956
“Turkestan im XX Jahrhundert.” Darmstadt: Leske, 1956
“Documents: Soviet Russia’s Anti-Islam-Policy in Turkestan.” Düsseldorf: Gerhard von Mende, 2 vols, 1958.
“Turkestan Zwischen Russland Und China.” Amsterdam: Philo Press, 1971
«Turkestan. Im Herzen Euroasiens». Studienverlag, 1980. ISBN 3-922145-50-7.
“Some thoughts on the problem of Turkestan”, Institute of Turkestan Research, 1984
“Islam and Turkestan Under Russian Rule.” Istanbul: Can Matbaa, 1987.
“Basmatschi: Nationaler Kampf Turkestans in den Jahren 1917 bis 1934.” Köln: Dreisam-Verlag, 1993. ISBN 3-89452-373-5; ISBN 3-89607-080-0.
“Berichte und Forschungen über Turkestan.” Köln. 1997.
“Yeni Çag Türkistan tarihi kaynaklar.” Turan Kültür Vakf¸ 2000 ISBN 975-7893-28-5

Makaleri

“The Communist Party in Turkestan” London: Central Asian Review, 1957.
“Turkestan as an Example of Soviet Colonialism” Studies on the Soviet Union. pp. 78–95 1961
“Sowjetrußische Kolonialismus und Imperialismus in Turkestan.” Oosterhout. 1962
“Turkistanda Emir haqqinda yeni fikir carayanlari.” Milli Turkistan. No. 126. 1969.
“Der Islam und die anti-islamische Bewegung in der Sowjetunion.” Osteuropa 22(2). 114–118. 1972
“Turkistan: A case for national independence.” Journal of Muslim Minority Affairs. 1. pp. 38–50. 1979.
“Turkestan im Herzen Euroasiens.” Studienverlag (1), 1980.
“Western Turkestan: The Russian dilemma.” Journal of Muslim Minority Affairs. 6 (I) pp. 137–51. 1985
“Turkestan als historischer Faktor und politische Idee.” Studienverlag 17 1988

ornaDr. Baymirza Hayit
TÜRKİSTAN NEDİR?
011

   Türkistan ataması (terminoloji). İran dilinden gelen «l» izafesi ve «stan» eki ile Türklerin Yurdu (memleketi,ili ülkesi) manasına gelmektedir. Zamanımızda özellikle 1950’li yıllardan sonra dünya Türklüğünün beşiği olarak bilinen bu ismin kullanılışında bazı karışıklıklar ortaya çıkmıştır. TÜRKİSTAN sözünün ilmi sahada ve günlük kullanılışındaki karışıklara son vermek niyetiyle,bu deyimin tarihte ve günümüzde taşıdığı anlamlar hakkındaki görüşlerimizi ortaya koymak ve hakikati araştırmak istiyoruz. Zira TÜRKİSTAN kelimesini doğru anlamak ve anlatmak Türkistan Türkleri için hayati önmei olan bir meseledir.
Türkistan, Asya kıtasının «Orta Asya’’ veya «Merkezi Asya» bölgesinde yerleşmiştir.[1] Bu memleket uzun zamandan beri Türk kavimlerinin ana vatanı olmuştur ve günümüzde bir çok Türk kavmi (Kazak,Kırgız,Özbek,Tacik,Türkmen,Uygur ve başkaları) burada yaşamaya devam etmektedir. Bu ülkenin Dünya Türklüğünün beşiği olduğunu inkar eden hiçbir bilim adamı yoktur. Türkistan’da Çarlık Rusyasının görevlisi olarak 15 yıldan fazla bulunan Franz von Schwarz isimli Alman bir araştırmacı, ’’Türkistan,İndo-Germanların beşiği’’ adlı bir eser yazmıştır [2]. Biz bu yazımızda Türkistanın beşiklik yönüne değil, Türkistan sözünün günümüzde ve tarihte kullanılışına değinmek istiyoruz.
Tarihçilerin verdiği bilgilere göre, Türkistan sözü Saka’lar (İskitler) devrinden kalan abidelerde (M.Ö 7.yüzyıl ve M.S 2.yüzyıl) ‘’Türkistanak’’ olarak ifade edilmiştir.[3] Türkistan sözü çok eski bir dönem Orta Asya tarihinde de zikredilmiştir[4]. Bu isme 6.asır sonrası İran ve Ermeni edebiyatında sık sık rastlanmaktadır. Ermeni tarihçisi Musa Harinaki 8.asırda, Arap seyyahı Yakubi 891 senesinde yazdığı ‘’Kitab-al-buldan’’ adlı eserinde , Türkistan deyimiyle İdil (bugünkü Volga) nehrinden itibaren Tanrı Dağlarının doğu tarafından kalan toprakları tarif edilmektedir [5]. İranlıların uzak geçmişlerini anlatan ‘’Avista’’ destanında Türkistan ve Turan sözleri kullanılmıştır. ‘’Avista’’ya göre, Tanrı dağlarının doğusunda, İdil nehri ile Seyhan (bugünkü Sir Derya) ve Ceyhun (Amu Derya) arasında Horasana kadar devam eden topraklar Turan veya Türkistandır. 8.asırda Türkistanda İslamiyetin başlamasıyla birlikte Araplar bu bölgeye ‘’Biladal-Türk’’ ismini vermişlerdir ki bu da Türk yurdu yani Türkistan manasına gelmektedir. Kaşgarlı Mahmut, ‘’Divan-ı Lugat-ı Türk’’ adlı eserinde Bilad-al Türk’ün sınırlarını Çinden Hazar Denizine, Bizans, Kıpçak ve Rus topraklarına kadar devam eden bölge şeklinde tarif etmektedir. Başkurt-Türk asıllı olmasına rağmen Hristiyanlığı kabul ederek uzun yıllar Çinde Rus**kilisesinin misyonerliğini yapan Biçurin, Çin kaynaklarını tanıtan bir eserinde Çinlilerin Türkistan hakkındaki fikirlerini şu şekilde anlatmaktadır:
«Hazar Denizinden Kukunor (Kuh-inur) a kadar olan topraklarda yerleşik ve göçebe bir kavim yaşıyor. Bu kavim Türkçe konuşuyor ve Muhammedin kanunlarına (İsşam demek istiyor) inanıyor. Bu insanlar kendilerini TÜRK olarak tarif ediyorlar ve yaşadıkları ülkeye Türkistan diyorlar»[6].
Geniş topraklara sahip olan Türkistan’ın hudutları zaman zaman değişikler göstermiştir. Türkistan, Hunlar ve Gök-Türkler zamanından beri Dünya Türklüğünün merkezi olarak tarih sahnesinde rol oynamaktadır. Bazı devrelerde, mesela Karahanlılar Devlet, zamanında ‘’Turan’’ sözü Türkistan manasında kullanılmıştır. Karpaskay bölgesinde bulunan ve 1391 yılında Türkistanın büyük hükümdarı Emir Temir (Timurlenk) şerefine yazılıdığı anlaşılan bir abidede ‘’Sultan-ı Turan’’ denilmektedir [7]. Fakat Turan ismi fazla yaygınlık kazanmamış, 10.asırdan sonra bölge tamamiyle Türkistan şeklinde tarif edilmiştir [8]. Bazı bilim adamları, Türklerin bugünkü Türkistanda 6.asırdan itibaren yaşamaya başladıklarını iddia etmişlerse de Rus Türkologu Malov, bu görüşün yanlışlığını şu şekilde anlatmaktadır:
«Türkler milattan önce 5.yüzyılda büyük ölçüde şimdi yaşadıkları yerlerde yaşamaktaydılar.» [9]

Türkler Türkistan topraklarının çeşitli kısımlarında kavim veya kavim başkanlarının işimleri altında devlet kurmuşlardır. Buna rağmen bu devletler daima birbirlerine bağlı olarak yaşamışlar ve bu devletlerin yöneticileri hiçbir zaman kendilerini Türkistan kelimesi dışında kalacak şekilde ifade etmemişlerdir. Benzer şekilde, Türkistandan çıkarak başka bölgelere giden Türkler de siyasal ve kültürel alanda, kendilerini her zaman büyük bir Türk ailesinin mensubu olarak görmüşler. Türküz ve Türkistanlıyız demişlerdir. Bu kavimler Türkistan ismi ile bir devlet kurmuş olmalarına rağmen, Türkistan sözü onlar için tabii bir terminoloji (atama), toplayıcı, birleştirici bir yurt ismi ve çıkış noktası olmuştur.
Türkistan (Türkler yurdu) bir çok tarihi olaya sahne olmuş bir bölgedir. İskender, Zulkarnayn, İran, Arap-Moğol-Çin istilaları bunun çeşitli misalleridir. Türkistan bunların istilasından kurtulmuş, daha sonra yeniden Rusların ve Çinlilerin tuzağına düşmüştür. Türkistanın bu tuzağa nasıl düştüğü meselesi ayrı bir çalışmayı gerektiren geniş bir konudur.
Rusya, 1716’dan itibaren Batı Türkistanı işgal etme siyasetine başlamıştır. Çinliler ise 1755-65 yıllarında Doğu Türkistan’ı işgal ettiler. Doğu Türkistan 1882’ye kadar Çin ordusu tarafından idare edildi. 1882’de Çin’in batı bölgesi (Hsi-yu) ve 18 Kasım 1884 de Çin İmparatorluğunun yeni vilayeti adıyla ‘’Çincandg’ ilan edilmiştir. Bu zamandan beri Batı Avrupalı bilim adamları Doğu Türkistanı ‘’Çincang-Sinkiang’’ şeklinde tarif etmektedirler. Doğu Türkistan deyimi tek tük de olsa bazı Avrupalı yazarlarca kullanılmaktadır . rusya 1716’da başlattığı Batı Türkistan işgal siyasetiyle 1834 yıllarında Türkistanın Bozkır vilayetlerinin bir kısmında hakimiyeti ele geçirdi. 1853’lü yıllardan itibaren Türkistan Hanlıkları ile Rusya arasındaki mücadele şiddetlendi ve Rusya 1865 yılına gelindiğinde Ural nehrinden geçerek (eski adı yayık-Cayık), Aral, Balhaş, Issık göl çevresini ve Taşkent vilayetine yakın toprakları istila etti. 1865’e kadar işgal edilen topraklar Rusyanın Orenburg Valiliği tarafından idare edilmiştir. 12 Şubat 865’de de Issık gölün batısıyla Ural nehri arasındaki bölgeler ‘’Türkistan Vilayeti’’ adıyla Orenburg Valiliğine bağlandı. Böylece Türkistan ilk defa bir memuri bölge olarak görünmüş oldu. Ruslar bu ismi kendiliklerinden uydurmamışlar, işgal ettikleri bölgelerde yaşayan halkın ruhuna ve kullanışına uygun olduğu için seçmişlerdir. Taşkent şehri veBuhara emirliğinin bir kısmını işgal ettikten sonra, Rus hükümeti Türkistanın idaresi meselesini tekrar gündeme getirdi. 1867’de Harp Bakanı Milyutin başkanlığındaki bir heyet, Türkistan vilayetinin ‘’Türkistan Genel Valiliği’’ şeklinde Rus Harp Bakanlığına bağlanmasına karar vermiş, 11 Temmuz 1867 tarihinde Rus Çarı bu valiliğin kuruluşunu tasdik etmiştir [10]
Türkistan Genel Valiliğinin başkenti olarak Taşkent tesbit edildi. Bu genel Valilil aracılığıyla Hive hanlığı, Buhara emirliğinin bir kısmı (1873) , Kokand hanlığının bütünü (1876) ve Pamir bölgesindeki topraklar (1895) Rus hakimiyetine geçmiştir. Rusyaya ilhak edilmemiş olmakla birlikte Rus Devletinin himayesine giren Buhara ve Hive devletlerinin kontrol hakkı da Türkistan Genel Valiliğine verilmiştir. Bu arada, Türkistan genel valiliğince idare edilem Ural ve Turgay Vilayetlerinin idaresi de Orenburg genel valiliğine verildi. 21 Ekim 1868’de kabul edilen bir nizamnameye göre Türkistanın Akmolla ve Cetitam(Ruslarca Semipalantinsk) vilayetleri önce Batı Sibirya genel valiliğine bağlanmış, 25 Mayıs 1891’de ise Ural, Turgay, Akmolla ve Cetitam vilayetlerinin birleştirilmesiyle merkezi Omsk olan Step(bozkır) genel valiliği teşkil edilmiştir. Böylece Türkistan Genel Valiliği ve Steğ Genel Valiliği kurularak Türkistanı parçalamak için ilk adım atılmış olmaktaydı. Rusların bilerek veya bilmeyerek koyduları ‘’Türkistan Genel Valiliği’’ deyimi,Türkistan atamasının (terminolojisi yaşamaya devam etmesini sağlamıştır. Çinliler ise Doğu Türkistnın hiç bir bölgesinde Türkistan tabirini kullanmamışlardır)
Türkistan 19.asrın başlarına kadar İngiliz edebiyatında Buhara adı edebiyatı altında tanınmıştır. Batı Türkistan’a Büyük Buhara, Doğu Türkistan’a Küçük Buhara deniliyordu. 19.asrın başlarında İngliz araştırmacıların Türkistan(Turkestan) deyimini kullanmaları neticesinde diğer Avrupalı bilim admları da bu terminolojiyi benimsemişlerdir. Diğer taraftan ne Avrupa ne de Rus edebiyatında Batı Türkistan sözü kullanılmamıştır. Avrupalı idareciler ve araştırmacılar doğrudan Türkistan Terminolojisini kullanmışlar, Türklüğün anayurudnu Batı,Doğu,Güney gibi bölgelere ayırmadan ifade etmişlerdir. Rus edebiyatında 19.asır başlangıcından itibaren Doğu Türkistan deyimine rastlamak mümkündür. Fakat bu erminoloji tarih,coğrafya ve etnografya terimi olarak kullanılmamıştır. 20.asırda özellikle 1930lardan sonra bazı Türkistanlı münevverler tarafından Doğu Türkistan Terminolojisi kullanılmaya başlamıştır. Böylece Doğu Türkistancılık fikri ile birlikte Türkistan Terminolojisinde ikilik (batı ve Doğu) ortaya çıkmış olmaktadır. Fakat Türkistanın Batı kesiminde yaşayan Türkistanlılar kendilerini Batı Türkistanlı olarak tanıtmakta, yalnızca Türkistanlı olarak tarif etmektedirler.
Batı Avrupa ve Birleşik Amerikada bugüne kadar bir çok Türkistan adı altında eser yayınlanmıştır. Buna karşı, Sovyet Rusya İmparatorlugunda 1924 yılından sonra Türkistan meselelerinde bu terminolojiyi kullanan Sovyet Rusya geçmişteki Türkistan Terminolojisi ile ilgili bilgiler vermekte, fakat bugünkü mevcudiyetini inkar etmektedir. Mesela ‘’ Great-Soviet-Eneyclopedia’’ (2. Baskı Newyork, cilt 43, s.439) şunları yazmaktadır:
«Türkistan (Türk memleketi demektir: Bu ifade Ansiklopediye aittir)çok eskiden ber Orta Asya ve Merkezi Asya’daki bölgenin tarihi ve coğrafi terimidir.’’
Bugünkü Türkistan Batı, Doğu ve Güney olmak üzere 3 kısımdan ibarettir. Batı Türkistan’ın yüzölçümü 3.994.400km karedir. (14). Doğu Türkistan ise 1.503.563 km kareden ibarettir (14). Böylece iki bölge 5.497.963 km karelik bütün bir Türkistanı oluşturmaktadırlar. Güney (Afgan) Türkistanı hakkında elimizdeki istatistik bilgiler yok denecek kadar azdır, Doğu Türkistan hakkında ise Avrupa (Rusya da dahil) ve Çin dilinde yazılan eserler mevcuttur. Fakat bugüne kadar bunlardan faydalanarak milli ve İslami ruhta herhangi bir eser yaratılamamıştır. Bu sebeple bu yazımızda, Dünya edebiyatında Türkistan diye tarif edilen, Rus işgali altındaki Türkistan’a ağırlık vermek zorunda kalıyoruz. Aradaki boşluğu Doğu Türkistanlı bilim adamları veya onlara dost olan ve problemlerini iyi bilen başka bilim adamları tarafından doldurulacağını ümit ediyoruz.
Sovyet Rusya imparatorluğunda Türkistan Terminolojisi kullanımının 1924 yılından itibaren yasak edildiğini yukarıda belirtmiştik. 14 Ekim 1924 tarihinde S.S.C.B Merkez icra komitesi Türkistan Sovyet Cumhuriyetini lağvetmeye, Buhara ve Horezm halk cumhuriyetlerini ortadan kaldırarak topraklarını Özbekistan ve Türkmenistan Sovyet Cumhuriyetlerine (Özbekistan içinde Tacikistan muhtar sovyet cumhuriyetine) taksim etmeye karar vermiştir. Böylece Türkistan adı Sovyetler Birliğindeki coğrafi isimler arasından çıkarılmış oldu.
Türkistanı parçalamadan önce, terminoloji ve Türkistan’ın idaresi hakkında, Türkistanlılar ve Ruslar arasında bir çok tartışmalar olmuştur. Kominist olmalarına rağmen milli duygularından vazgeçemeyen Sovyetlerin Türkistanlı liderleri, Türkistan’ın idaresi ile ilgili bazı kararları, Moskova dışında kabul etmişlerdi. Mesela Türkistan Kominist Partisi Müslüman Bürosunun Şubat 1920’de yaptığı 3.konferansında, Türkistan-Türk Cumhuriyeti olarak değiştirilmelidir.’’ Şeklinde bir karar kabul edilmiştir (16). Bir başka deyişle Müslüman koministler, Türkistan’ın iç ve dış politikasında Moskova’dan bağımsızlık takip etmişlerdir. Buna karşı Moskova’dan,
«Türkistan’ı bağımsızlığı için mücadele bizim için bir yenilik değildir ve bunun sosyalizmle alakası yoktur’’(17) şeklinde cevap gelmiştir. Türkistanda müstakil bir Türk Cumhuriyeti kurulması konusunda Türkistanlı koministlerin istekleri, Rusyanın Türkistan cephesi komutanın karşı görüşü ile reddedildi. Lenin, 13 Haziran 1920’de, Rus kominist partisinin Türkistan Komisyonuna ‘’Türkistanun (etnografik ve diğer husularda) Özbekiye,Kırgıziye ve Türkmeniye şeklinde bölünmüş haritalarını hazırlamak, bu üç grubu birleştirmek veya ayırmak için gerekli şartları etraflıca açıklamak’’ görevini vermiştir. Türkistandaki Sovyet Rus liderleri, bir kısım Türkistanlı koministlerin de desteğini sağlayarak, Lenin’in talimatına göre Türkistanı bölme işlemini gerçekleştirdiler.
Diğer taraftan Sovyet rejimi, kendi menfaatlarına uygun olduğu zaman umum Türkistan terminolojisinden istifade etmekten kaçınmamıştır. Buhara ve Horezm devletleryile Sovyet Türkistanın iktisadi meselelerini bir merkez altına almak için Sovyetler 1922’de hiç çekinmeden umum Türkistan meselesini gündeme getirmişlerdir.
«Buhara,Horezm ve Türkistanın kültürel şartları ortaktır, üretim güçlerinin ortak özellikleri ve karşılıklı ilişkileri mevcuttur.
Umumi kültür,tarih ve sosyal şartlar zemininde meydana gelmiş olan bu cumhuriyetlerin demografik ve etnografik görünüşleri, Orta Asya’nın bu bilgilerinin maddi ve manevi kültürünün müşterek göstermektedir’’
Böylece Sovyetler Buhara ve Horezm Cumhuriyetlerini ortadan kaldırabilmek için «Türkistanın kendi başına homojen bir dünya olduğunun unutulmaması gerektiğini söyliyebilmiştir.’’(18)
Gerçekte ise Sovyet rejimi 1920’den beri Türkistan’da Türk halkının varlığını inkar etmeye başlamıştı. Rus Kominist Partisi Türkistan Komisyonu başkanı Rodzutak, 1920’de Taşkent’te, Türkistan Türk Cumhuriyet, teşkil edilmesi kararı aleyhinde şu fikri bildirmektedir.
«Türk Cumhuriyeti’ni teşkil etme kararına razı değilim. Bu karar miliyetçiliğin tesiri altında kabul edilmiştir. Aslında Türkistan’da tek bir Türk halkı yoktur. Türkmenler,Kazaklar,Kırgızlar ve Özbekler vardır’’
Görüldüğü gibi, Sovyetler bir taraftan Türkistan milli birliğini sağlar gibi görünürken, diğer taraftan da bu birliği tarif eden Türkistan terminolojisi aleyhinde bulunmaktaydılar. Türkistanlı Sovyet tarihçisi ve hukukçusu Turar Rıskul başkanlığında bir grup, Türkistan birliği hakkındaki Sovyetlerin düşüncesini şu şekilde açıklamaktadır:
«Böyle bir plan, Marks ve Lenin’in milletler meselesindeki talimatına aykırı, Pan-Türkizm ve Pan-İslamizm değirmenlerine su akıtıcı, Türkistan’ı Rusya aleyhine faaliyetlere sürükleyecek ve nihayet Türkistana Rusya’dan ayrılma yolunu gösterecektir’’ (19)
Sovyetler Türkistan terminolojisini kullanmamakla birlikte gerekli oldugu zaman bu tabiri istedikleri zaman rahatça kullanmaktadırlar. Bunu Lenin’in Türkistan’ın hudutlarıyla ilgili fikirlerinde de görmek mümkündür.
«Türkistan Ural,Turgay,Akmolla,Semipalantinsk,Fergana,Semerkant,Yedisu, Sir-Derya,Hazar Denizi Boyu,Hive ve Buhara vilayetlerinden ibarettir’’(20). Görülüyor ki Lenin,Sabık Bozkır ve Türkistan Genel Valilikleri ile Buhara ve Hive devletlerinin topraklarının tam manasıyla Türkistan olduğunu inkar etmiştir.
Sovyetler Birliğinin resmi makamları, 1924’den sonra Türkistan yerine Orta Asya ve Kazakistan terminolojisini kullanmaya başlamışlardır. Niçin Kazakistan Sovyet Cumhuriyetinin de Orta Asya’ya dahil edilmediği sorusuna cevap vermemektedirler. Hatta bazı Sovyet coğrafyacıları daha da ileri giderek Orta Asya dedikleri bölgenin,Merkezi Asya’nın bir kısmı olduğunu kabul etmektedirler . (20)

Hayatı boyunca Türkistan araştırmaları konusunda çalışmış ve çok kıymetli eserler vermiş olan Wilhelm Barthold Sovyetler Birliğinde ve dış memleketlerde çok tanınan bir şarkiyatçıdır. Barthold 1902 de, Türkistanın hudutlarını şu şekilde tarif etmektedir.
«Türkistan, Avrupa-Asya kıtasının Batı merkezi kısmında, büyük bir alanı kaplayan, eskiden beri Turan veyaTürkistandiye bilinen bir memleketdir. Bu ise Türklerin memleketi demektir. Ülke batıda Ural nehri ve Hazar Denizi, Doğuda Altay dağı, ve Çin hududu, Güneyde İran ve Afganistan, Kuzeyde Tobol ile Tomsk vilayetleri arasında olup Avrupanın üçte biri kadar büyüklüktedir (22)
Barthold 1923 de Taşkent Üniversitesinde «Türkistan Tarihi» konulu dersler vermiştir. 1927 de ise Türkistan Kültür Tarihi (İstoriya kulturnoyjizn Turkestana) adlı eserini yayınlamıştır. Bu alim Türkistan sever olmakla birlikte Rus imparatorluğunun menfaatleri doğrultusunda çalışmaktaydı. Sovyet rejimi, bütün Dünyaca kabul görmüş bu bilim adamının fikirlerini, yani ispat edilmiş tarihi hakikatleri bile kulak arkası etmektedir.
«Bir Türk devleti olan Türkiye’nin ilim adamlarının bir diğer Türk yurdunun ismini kullanmadan Orta Asya Türkleri terminolojisini kullanmaları acınacak bir durumdur.»
İkinci Dünya savaşından sonra Batı Avrupa ve Birleşik Amerika Devletlerinde Türk-islam Terminolojisi yerine «Orta Asya, Merkezi Asya» (Central Asia) terminolojisini kullanma fikri ileri sürüldü. Bu sahada, Londra-da kurulmuş olan «Orta Asya Araştırmaları Merkezi» (Central Asian Research Centre) liderlik rolünü üstlendi denilebilir. Bugün dünyanın çeşitli ülkelerinde (Sovyetler Birliği dışında), klasik olarak Türkistan meseleleri ile meşgul olan 40 dan fazla Orta Asya araştırma enstitüsü, merkezi veya derneği mevcuttur. Fakat enteresan olan nokta bunların büyük bir kısmının çalışmalarında Türkistan sözünü kullanmaktan kaçınmalarıdır.

Türkiyede de Türkistan terminolojisi yerine Orta Asya veya Orta Asya Türkleri deyimleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunun sebeplerini tam olarak bilmiyoruz. Türkistan terminolojisinin Tarih içerisinde gelişiminin gerçek anlamda araştırılmamış olması bir sebep olabilir. Diğer taraftan Barthold’un 1927 lerde İstanbul Üniversetisinde verdiği «Orta Asya Türkleri Tarihi» bu konuda etkili olmuş olabilir. Barthold’un 1927 de «Türkistan Kül­tür Tarihi» Kitabını yayınladığı esnada, İstanbulda «Orta Asya Türkleri Tarihi» dersleri vermiş olması çok enteresandır.
Bu konuda o günkü Sovyet idaresinin tesiri olduğunu düşünmemiz yanlış olmayacaktır. Her ne olursa olsun, bir Türk devleti olan Türkiyenin ilim adamlarının bir diğer Türk yurdunun ismini kullanmadan Orta Asya Türkleri terminolojisini kullanmaları gerçekten acınacak bir durumdur. Unesco’ya göre Orta Asya da bir çok değişik halk yaşamaktadır (Bkz. Dipnot 1 .).Çok iyi bilinmesi ve unutulmaması gereken nokta şudur. Eğer Türkiyede Türkistan adının doğru kullanımı mümkün olmazsa, bu deyimin Türklerin yaşadığı vatan anlamına geldiğini Dünya genelinde savunmak çok zorlaşacaktır.

Batı Avrupa ve Birleşik Amerikadaki merkezlerin etkileriyle Şark ve İslam memleketlerinde de Türkistan yerine Orta Asya kelimesini kullanma alışkanlığı artmaktadır. Hatta yanlış öğreticilerin veya yayınların etkisinde kalan bazı Türkistanlılar bile bu hatayı yapmaktadırlar. Dış ülkelerde Sovyetler hesabına çalışan görevliler Türkistan sözünün kullanılmaması için teşviklerde bulunmaktadırlar. Hür Dünyadaki araştırmacılar ve merkezler Türkistan terminolojisinin bilimsel sahadan çıkararak, bilerek veya bilmeden Sovyetlerin amaçlarına hizmet etmiş olmaktadırlar. 1978 yılı kasım ayında, Münihteki Radyo Liberty’nin Türkistana yaptığı yayınların Türkistan ismi altında değil «Orta Asya ve Kazakistan» terminolojisi ile yapılması şeklinde bir direktif verilmiştir. Böylece Atalarımızın «Devvuranı değirmenci de dövebilir» atasözü gerçeklik kazanmaktadır. Yani Türkistanı Rus devleri vururken, Batı dünyasındaki ve hatta kendi kardeşlerimiz içerisindeki bilim adamları değirmenci misali dövmektedirler.

Orta Asya sözü yerine Türkistan denilmesinin çok önemli bir mesele olduğu söylendiğinde bazı şahıslar «Biz batı dünyasına paralel giderek kendi menfaatlarımızı koruyabiliriz» demektedirler. Bu noktada unutulmaması gereken şey Türkistanın bir spekülasyon konusu olmadığıdır. Türkistan ismi me­selesi bir milletin varlığı, adı, şerefi, gelecekteki kimliğini tayin etmek meselesidir. Bu sebeple, bugün için milli davanın çok önemli bir parçasıdır.
Türkistan terminolojisi meselesinde Sovyetler Birliği’nin iki yüzlülüğü ve yeni bir oyunu şu şekilde kendini göstermektedir. Sovyetler kendi işgallerindeki Batı Türkistan’a ısrarla Orta Asya dedikleri halde, Çin işgali altındaki Doğu Türkistan’ı Çinliler’-in tabiriyle, Sinkiang değil «Doğu Türkistan» şeklinde zikretmektedirler (22). Görüldüğü gibi Batı Türkistan’ı Orta Asya diye tarif etme eğilimi Batı dünyasında ve hatta bir kısım Doğu Türkistanlılar arasında yayılmaktadır (23).

Araştırmacıların ve yazarların Türkistan yerine niçin Orta Asya (Central Asia) tabirini kullandıkları sorusu tam olarak cevaplandırılmamıştır. Belki Sovyetler Birliği araştırmaları yapan yazarlar Türkistan meselesini bilmedikleri için terminolojide kar-şılıklıklara yol açmaktadır. Prof. Alexand-re Bennigsen’e göre «Orta Asya» araştırmacılarının çoğunluğu «Sovyet Mütehassısı» olarak tahsil görmüşlerdir. Bu sebeple bu araştırmacıların görüşleri Sovyetler’in değer ölçülerine göre olmaktadır (24).
Türkistan terminolojisinin kullanılmamasını sağlayan düşüncelerin altında siyasi sebepler de bulunabilir. Sovyet Rusya’nın bu konudaki niyetleri ortadadır. Sovyetler dışında faaliyette bulunan bir çok ilim adamının Türkistan sözünü kullanmak istemeyişleri ile Sovyetler’in görüşleri bir paralellik göstermektedir. Bu araştırıcıların neden ısrarla Sovyetler’in gayelerine uygun bir şekilde hareket ettikleri sorusunun cevabını burada veremiyoruz.

Nerede ve hangi mevkide olursa olsun, hangi düşüncelerle hareket ederse etsin, Türkistan sözünü kullanmamaya çalışan kimselere «Türkistan isminin kalıcı ve ya-şayıcı bir niteliğe sahip olduğu» hatırlatılmalıdır. Bunu aşağıdaki misallerden görebiliriz.
1- İki bin yıldan beri kullanılmakta olan bu vatanın ismini kısa bir süre içerisinde unutturmak mümkün değildir
2- Türkistan Terminolojisi Türkistan da günümüzde de yaşamaktadır. Türkistan Dağı, Türkistan şehri. Türkistan: — Sibirya Demiryolu (2.552 km uzunluğunda ve Türkistan harbi bölgesi gibi misalleri sıralayabiliriz.
3- 20. asn başında teşkil edilen Türkistan milli teşkilatları ve hükümetleri (25) ile Türkistan’da ve dış ülkelerde yayınlanan dergi ve gazeteler Türkistan ismini taşımaktadırlar (26).
4-1959 Temmuz’unda Amerika Birleşik Devletleri Kongresi tarafından kabul edilen «Esir Milletler Haftası» (Captive Nations Week) kanununda (Public law 86-90) Türkistan’ın ismi de zikredilmiştir. Bu sebeple her yılın 13 Aralık günü Amerika’da Orta Asya günü olarak değil Türkistan Günü olarak kutlanmaktadır.
5- Kasım 1962’de Birleşmiş Milletler Teşkilatı ‘nın genel toplantısında İngiltere vekili «Türkistan’daki Özbek devletinin Rusya tarafından işgalinin 1876’da tamamlandığını» beyan etmiştir. Böylece Birleşmiş Milletler teşkilatında da bu terminoloji bahis konusu olmuştur (27).

Dünyanın bir çok ansiklopedilerinde (28) Türkistan maddesi tafsilatlı olarak tarif edilmiştir ki bunlar da Türkistan isminin yaşama kabiliyetini göstermektedir. Bunlardan «Encyclopedia Americana» (Cilt 27, s:246) «Türkistan Orta Asya’daki bir bölgedir» (Turkestan is a region of Central Asia) diyerek, bizim de söylediğimiz gibi Orta Asya değil Türkistan gerçeğini göstermektedir.

Türkistan’ın kendine has özellikleri vardır. Tarihi, kültür, medeniyeti, dini, islam dininin tekamülündeki önemli rolü, zengin dili ve edebiyatı müziği, ananeleri, destanları, güzel sanatları, sporu, mimarisi, çeşitli yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, hayvancılığı, ziraati, ve Türk — müslüman insanlarıyla Türkistan çok zengin bir ülkedir. (29). Bunları daha önceki yazı ve makalelerimizde göstermeye çalışmıştık.

Türkistan’da çok eski zamanlardan beri Türkler ve Türk kavimleri yaşamaktadır. Bu yazımızda, «Türkistan nedir?» sualini cevaplandırmaya çalıştık. Bu konudaki mevcut karışıklıkları kısmen de olsa düzeltebilmişsek bu yazımız görevini fazlasıyla yapmış olacaktır.

Manba’: forum.hunturk.net

09

(Tashriflar: umumiy 324, bugungi 1)

1 izoh

Izoh qoldiring