O’zbek shoiri Rauf Parfi

rauf parfi

ÖZBEK ŞAİRİ RAUF PARFİ
Mehmet  Hazar*

Dr. Hikmet Koraş’ın Niğde’de yazdığı, 2009 yılında Konya’da bulunan Kömen Yayınevinden çıkan bu eseri 614 sahifedir. En arkadaki yaprak da ek olarak verilmiştir. Bu yaprağın ön sayfasında şairin resminin de bulunduğu belge, arka sayfada otobiyografisinin fotokopisi basılmıştır. Eserin kapağında Türkistan Türklerinin sevdiği özgürlük rengi gök mavisi tercih edilmiştir. Bu gök mavisinin arkasında kitabın sırtına doğru bulut gibi görünen Rauf Parfi’nin yüzü, (Kiril harfleriyle) sağ üst ve (Latin harfleriyle) sol alt köşelere şairin “Günler sayılıdır ömrümde / Gittikçe yaklaşır son nefes… / O vakit birisi ana dilimde / Baş ucumda konuşsa yeter!” diye Türkiye Türkçesine aktarılan güzel bir dörtlüğü yerleştirilmiştir. Sağ alt köşeye sağ kenara yaslı olarak eserin adı ve siyah şeridin içinde yazarın adı beyaz renkle gösterilmiştir. Cildin sırt tarafına kitaplıkta okunabilmesi için aşağıdan yukarıya doğru yayınevi, eser ve yazar adı eklenmiştir. Arka kapakta Kiril Harfli Özbek Türkçesiyle Rauf Parfi’nin otobiyografisi tekrar verilmiştir. Ön kapaktaki siyah şeride tezat olarak ТАРЖИМАИ ҲОЛИМ başlığı beyaz şerit içine siyah olarak yazılmıştır.
Muhammed Salih takdim yazısında Rauf Parfi’ye “saf sanat” anlayışının dar geldiğini ve milli konuları açık bir dille vurguladığını belirtir. Ön Söz yazısında eserin yazarı Raufâne üsluptan (kapalı üslup ve sembollerle anlatımdan) bahseder. Şiirlerinde kullandığı sembollerle bir vatan edebiyatı meydana getirdiğini belirtir. Şairin şiirlerini ve bu çalışmada kullandığı yöntem ve teknikleri anlattıktan sonra amacının Tarihi Çağatay Türkçesi ve edebiyatının devamı olan Özbek edebiyatının bir şairini incelemek olduğunu vurgular.

Eserin içindekiler kısmı alt başlıkları içerecek şekilde detaylı hazırlanmıştır. Dr. Hikmet Koraş çalışmasını ikiye ayırmıştır. Birinci bölümü inceleme, muhteva, dil ve üslup, ikinci bölümü orijinal metin ve Türkiye Türkçesine aktarılması şeklinde ele almaktadır. Ayrıca kaynaklar ve ekler de birer bölüm olarak tasnif edilmiştir.
Kısaltmalar ve çevriyazı verildikten sonra esere giriş yapılır. Önce devirlere göre Özbek edebiyatı tanıtılır. Sonra Rauf Parfi’nin hayatı ve edebî şahsiyeti verilir. Edebî şahsiyetini seçtiği bentleri tahlil ederek verir. Esaretin sembolü olan geceyi, özgürlüğün sembolü olan güneşin kovacağını belirten dizelerle -“Kéçki1 quyâş türmekler2 saçin / Câzibeli boler ertege!3 / Ene, kök4 hem mercânlar sâçdi / Kéngliklerning5 mâviy ertegi”- şairi tanıtmaya çalışmıştır.

Araştırmacı Rauf Parfi’nin Kaytiş, Sabr Drahti ve İman Esiri adlı eserlerini incelemiştir. Şiirler nazım birimleri bakımından tasniflenmiştir. Serbest şiir yerine Özbek Türkçesinde erkin şiir terimi kullanılmaktadır (s. 79). Özbek Türkçesinin kendine has söz dağarcığı doğal olarak terim farklılığı yaratır. Farklı bu edebi terimler üzerine bir lügatçe hazırlanabilir. Serbest şiirlerin daha detaylı incelendiği görülmektedir. Minyatür şiirlere dikkat çekilmiştir. “Japon şiiri haikulardan6 etkilenen şair, bu şiirleri Özbek edebiyatına taşırken olduğu gibi almak yerine millîleştirmiştir diyebiliriz.” diye bir tespit yapılmıştır (s. 104). Ayrıca “Çıkış Noktaları Yakın Ünsüzler” başlığı altında mısra başındaki ünsüz tekrarları gösterilmiştir (s. 110). Bir de DİLARAM şeklinde mısra başında seslerin hissettirilmeden anlamlı şekilde dizilişine dikkat çekilmiştir (s. 118). Tekrarlamalara örnekleriyle detaylı bir şekilde hakkettiği yer verilmiştir (s. 133-171).

Muhteva kısmında Rauf Parfi’nin şiirlerinde işlediği konular geniş bir bakış açısı içerisinde ele alınmıştır (s. 182-230). “Parfi’nin
şiirlerini, Sovyetler Birliği’ndeki gelişmeleri de dikkate alarak değerlendirmek gerekir. Çünkü, başlangıçta daha kapalı ve sembollerle ifade edilen değerler, rejimin gevşemesi veya ekonomik sıkıntıdan dolayı ülkedeki kaos ortamında yerini biraz daha açık, mesajları net bir şiire bırakır (s. 182). “Özellikle siyasî baskılardan dolayı Parfi, söylemek istediklerini sembollerle (istiareyle) ifade etmek zorunda kalmıştır (285). Şiirlerinde kullanılan semboller doğaya aittir (s. 234-248).

Muhteva kısmında Nazım Hikmet’in şiirlerini Türkiye Türkçesine aktardığı belirtilmiştir. Yalancı eşdeğer kelimeleri (tuzak sözcükler) tespit etme gibi dil irdelemeleri açısından amaç dildeki (Özbek Türkçesindeki) anlamları tespit etmede Türkistanlı ediplerin Türkiye Türkçesine ait eserleri aktarmaları incelenmesi gereken bir araştırma konusudur.

Rauf Parfi şairin görevini ilahi kitaplardaki şiirsel ifadeye telmih yaparak şu dizeleriyle hatırlatır:

Şâir yüregini âçdi ve yâmgir
Sözlerge eylendi,7 her neden cüdâ
Uxleb8 yâtgenlerni uyğât,9 ey şâir,
Yoqse ummânlerni tönkerer10 xudâ
(s. 194).

Hürriyet özlemiyle tutuşan şairin bağımsızlıktan sonra
2000’li yıllarda yazdığı hiciv şiirleri hayal ettiği hürriyete kavuşamadığını gösterir (s. 201). Şair ana dilini ruhunun kanatı olarak görür (s. 204). Şairin vatanı Özbekistan’ı da içine alan mukaddes Turan’dır (s. 207). Azerbaycan 1991 şiirinde “Sen yalnız değilsin, ey Azerbaycan” diye feryadını arşa yükseltir (s. 211). Şair Kısmeti adlı şiirinde milli bir şuurla Orhon boylarında Taşlara ebedileşmek üzere yazılan Eski Türkçe dönemine sığınır (s. 221). Türkistan’ı hatıralar mezarına benzeterek tarihi bilinç oluşturmak ister (s. 230).

Şair yazı diline geçmemiş kelimeleri şiirinde kullanmaktan çekinmemiştir (s. 258). Bazen normal yapını dışına çıkarak alışık olunmayan kelime gruplarını kullanmıştır. Duygularını anlatmak için kendisi tarafından ilk defa kullanılan (közge yaz- gibi) deyimler görülmektedir (s. 259).

Onun şiirindeki kapalılık maraziyetten ziyade devrin siyasî şartlarının getirdiği mecburiyetlerdir (s. 260). Onun üslubunda tasvir,tahkiye, hiciv, karikatürize etme, hezl, hitabet, diyalog çeşitleri ve hikemîlik görülmektedir. Yine onun şiirinde istiare, teşbih, mecaz, teşhis, tezat ve hüsn-i talil sanatları yapılmıştır (s. 295).

Küçük yaşlarda babasının katıldığı edebiyat sohbetlerinde tanıdığı ceditçiler, mutasavvıf edipler ve Kırım sürgünleri ona tesir etmiştir.

Sonuç olarak Rauf Parfi sadece lirik bir şair değil, aynı zamanda bir şiir nazariyatçısı ve dava adamıdır. Şiirlerinde her türlü nazım birimlerini ve türlerini denemiştir. Ama aruz veznini denememiştir (s. 298). Yeniliğe açık olan şairde lirik bir üslup ve milletinin istiklâline bir düşkünlük görülür. Şiirini sanata ve fikre kurban etmemiştir.

Eserin ikinci bölümünde Dr. Hikmet Koraş’ın Rauf Parfi’ye ait Türkiye Türkçesine aktardığı şu şiiri onun üslûbu hakkında okurlara bir fikir verecektir:

Yâz gecesi âsmân felekte11
Gündüzün kaderi yazıldı
Ters yarıldı kavun felekte
Altın şeftaliler döküldü

Bozkırlarda uyuklar uyku
Bozkır yatıp bekler güneşi
Irmaklarda hep uyanık su
Bahçelere gidiyor şaşkın

Yaz şerefine Türkü yakılır
Çekirgeler ötüşür öylece
Yağmur yağar, sanki saçılır
Sıcak toprak üstüne mercan

Yaz yağmuru ılıktır biraz
Cıvıl-cıvıl onun şiiri
Bir hoş koku yayılır yerden
Ve eşlik eder yüreklere
(s. 338).

Rauf Parfi’nin şiirleri 1957 tarihinden başlanarak 2003 yılına kadar 263 tane şiiri transkribe edilerek Türkiye Türkçesine aktarılmıştır (s. 303-609). Bu şiirlerin başlıklarında verilen dip notlarda yayımlanışları hakkında gerekli bibliyografik bilgiler verilmektedir. Bazı şiirlerin başlığının hemen altında italik olarak şiirin kime ithaf edildiği de belirtilmiştir (251).12 Ayrıca epigraflar13 da vardır. Bazı şiirlerin başlığı altında ise kimi büyük ediplerin vecizeleri, dizeleri verilmiştir.14 Şiirlerde geçen bazı tarihi şahsiyetler ve şairler hakkında da dip notta tanıtıcı bilgi verilmektedir (418; 427,
462, 524, 551).

Rauf Parfi’nin gerçeküstü (261), tasvirî (263), tahkiye (265), hiciv (266), karikatürize etme (269), hezl (271), hitabet (272), karşılıklı konuşma (277), iç konuşma (280), hikemî (282) üslupları ve şiirde kullanılan mana ve söz sanatları (285-295) titiz bir şekilde işlenmiştir.

Dr. Hikmet Koraş’ı gelişmekte olan Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bilim dalına bu eseriyle yapmış olduğu katkıdan dolayı tebrik ediyor, yeni eserlerini bekliyoruz ve şairin şu dileğiyle sözü bitiriyoruz:

Gökte ay, yıldızlar karışmış söze
Aziz başınıza saçar nurunu.
Ben yıldız aydınlığı dilerim size,
Ben size dilerim ayın ömrünü
(s. 481).

Izahlar

1 Akşam, geç vakit; kéçki quyâş “batan güneş”.
2 Türmekle- “(parmaklarıyla) okşamak”, akşam güneşinin ışıkları avuçtan çıkan parmaklar gibi tasavvur edilmiş.
3 Erte “sabah”.
4 Kök “gökyüzü”.
5 Kénglik “genişlik”.
6 Haikunun tarihçesi: “Japon söz sanatının 9-12. yüzyıllar arasında geldiği evrede dinsel ve kırsal temalar üzerinde yoğunlaşan ve 5-7-5-7-7 hece ölçüsünde
yazılan koşuklar ortaya çıktığı görülür. Türkiye’de Yunus Emre’nin adında cisimleşmiş tasavvufi halk edebiyatının eşleniği gibidirler. Bunun adı Tanka’dır.
Sıkça Tanka şölenleri düzenlenir, yarışmaları yapılır vs. Japon toplumuna eskiden beri hâkim olan korporatist düşünce biçiminin de beslemesiyle bu tür yarışmalarda yavaş
yavaş farklı bir tarz ortaya çıkar. 5-7-5-7-7 olan biçim, bir ozanın söylediği 5-7-5 ve
ona katkı olarak başka bir ozanın söylediği 7-7’lik iki parçaya bölünür. Renga ortaya çıkmıştır. Artık Tanga yarışmaları değil Renga partileri revaçtadır. Zaman içinde
Renga partilerine ozanlar “ceplerinde” hazır, başlatıcı 5-7-5 dizelerle gelmeye
başlarlar. Hokku ya da Haiku başlıyordur artık. Tanka’dan Haiku’ya bu geçişte yapıdaki değişikliklerle birlikte, üslupta da bir takım değişiklikler olmuştur. Dinsel konular, yazarın kendi izlenimleri, imgeler, güçlü sözler terkedilmiş; yerini yalıngözle ve asilinden köylüsüne herkesin görebileceği, doğa ve günlük yaşamdaki belli bir anı yakalayıp ona işaret etme olarak tanımlanabilecek bir üslup almıştır.” (Onur Ataoğlu; www.sistems.org/haiku_nedir.htm). Japon şiirindeki hece ölçüsü Türk halk şiirindeki metrik sistemle mukayese edilebilir. Bu incelenmesi gereken bir konudur.
7 Eylen- “dönüşmek”.
8 Uxle- “uyumak, uyuklamak”.
9 Uyğat- “uyandırmak”.
10 Tönker- “döndürmek, ters çevirmek”.
11 “Yaz gecesi gökyüzünde” aktarımı yerine biz asuman kelimesinin Farsçadaki şekliyle Özbek Türkçesine geçen şeklini tercih ederek yazmayı daha uygun bulduk ve bu dizeye pek dokunmadık. Vurguyu göstermek için uzun ünlülerin izini düzeltme işareti “^” ile göstermeyi okur açısından tercih tasarrufu olarak kullandık.
12 (353, 449, 461, 477, 484, 513, 532, 590).
13 Bk. dip not 229: “Epigraflar, başına konduğu yazı ve manzumeyi özetleyen, tanıtan ve okuyucunun bakışını yönlendiren söz ve manzumelerdir.” (252).
14 (360, 390, 449, 450, 460, 504, 531, 535, 582, 587, 590, 593, 596, 600, 601,
605)
.

* Mehmet HAZAR
Yrd. Doç. Dr., Nevşehir Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi, mhazar@nevsehir.edu.tr

(Tashriflar: umumiy 43, bugungi 1)

Izoh qoldiring